
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr - Hatice Aktürk, 1982 yılında Aydın Balat’ta nesillerdir zeytincilikle uğraşan bir ailede doğdu, büyük bölümü Milet Harabeleri çevresinde olan yaklaşık 100 dönümlük zeytinliklerin içinde büyüdü. “Çocuk aklıyla zeytincilik bana zor gelirdi” diyen Hatice, “Sabah erken kalk, tarlaya git ve zeytin topla… Bitmeyen bir döngü gibi geliyordu. Ama şimdi dönüp bakınca o yılların bana farkında olmadan toprağı, emeği ve sabrı öğrettiğini görüyorum. Ve en önemlisi zeytin ağacını. O zaman kıymetini bilmiyordum. Öyle ki uzaklaşmak istedim ve uzun yıllar da uzak kaldım. Ama hayat bir şekilde seni başladığın yere geri getiriyor. Benim için de öyle oldu” dedi.

‘BENİM HAYATIM BU OLMAMALI’ DİYEREK MUĞLA’YA DÖNDÜ
Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren Hatice, İngiltere’de dil eğitimini tamamladı. Ardından Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluklar Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken Avrupa Birliği projelerinde görev aldı. Ardından uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştı. İngiltere pazarıyla ilgilendi, birçok ülkeye seyahat etti. Sonra yaşadığı bir farkındalıkla, “Benim hayatım bu olmamalı” diyerek 2016 yılından sonra her şeyi bırakıp eşiyle birlikte Muğla’ya döndü. Milet ve Lasos arasında keşif yaptığı sırada ise içinde 100 ila 3 bin yaş üstü arasında ağaçlar olan zeytinlikleri gördü ve orada yaklaşık 3200 yaşındaki 'Ata Ağaç' ile karşılaştı. Hatice için o çok yaşlı zeytin ağacıyla karşılaşmak bir fikir değil, kırılma anıydı. Yaklaşık 3200 yıllık olması, onun sadece bir ağaç değil, tarihin, sabrın ve sürekliliğin simgesi olduğunu gösteriyordu. Hatice için marka kurma fikri o anda orada doğdu.
“Biz klasik bir zeytinyağı markası değiliz. Zeytin ağacına meyvesi, yaprağı ve özü bütün olarak bakıyoruz. Hepsini bilimle birleştirip ürüne dönüştürüyoruz. Dünyada ilk defa zeytinyağını jel formuna getirdik. Bu sayede zeytinyağı sadece mutfakta değil, ciltte aktif çalışan, kolay kullanılan bir forma dönüştü. Zeytin yaprağı tarafı da aynı şekilde. Çoğu yerde atık olarak görülen yaprakları biz yüksek antioksidan içeriğiyle güçlü bir aktif ham maddeye çeviriyoruz. Ama bizi asıl farklı yapan sadece bu değil. Muğla’nın dağlarından gelen kekik, adaçayı, biberiye gibi aromatik bitkileri de kullanıyoruz. Ve bunları bölgedeki kadınlarla birlikte topluyoruz. Yani bu sadece bir üretim modeli değil, aynı zamanda bir döngü… Topraktan çıkan, yerinde işlenen ve yine o coğrafyanın insanıyla değer kazanan bir sistem. Ürünlerimizde gereksiz hiçbir şey yok. Parfümle, renkle, dolgu içeriklerle işi süslemiyoruz. Zeytin yaprağı jelleri, zeytinyağı bazlı bakım ürünleri, hidrosoller, sabunlar ve fenolik değeri yüksek içimlik zeytinyağları… Hepsinin ortak noktası; gerçek, temiz ve yaşayan formüller. Biz ürün üretmiyoruz. Zeytin ağacının ve bu coğrafyanın bilgisini doğrudan insana ulaştırıyoruz.”
'BU MARKA 'TREND' ÜZERİNE KURULMADI'
“Ben aslında bu işin içine sonradan ‘giren’ değil, zaten içinde doğan biriyim” diyen Hatice, “3200 yıllık bir ağaçtan ilham alırken zorlandığımız zamanlar oldu ve hâlâ oluyor. Çünkü biz kolay yolu seçmedik. Bu marka ‘trend’ üzerine kurulmadı. Gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Çünkü 3200 yıllık bir ağacı anlatıyorsanız, altını doldurmak zorundasınız. Yoksa inandırıcı olmaz. Ama hiçbir zaman yılmadık. Çünkü bizim derdimiz sadece ürün satmak değil. Zeytin ağaçlarını, bu kadim kültürü gelecek nesillere aktarmak. Bu yüzden sadece üretim yapmadık, projeler geliştirdik. Zeytin ağaçlarını koruyan, anlatan ve görünür kılan işlerin içinde olduk. Avrupa Birliği Zeytin Rotası’na dahil olmamız da bunun bir parçası” diye konuştu.
‘ŞEHİR HAYATININ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMADIĞINI HAMİLE KALDIĞIMDA ANLADIM’
Şehir hayatı Hatice’ye çok şey öğretmişti ama sağlıklı yaşamın ne olduğunu bilmiyordu. Sürekli dışarıda yemek, hızlı tempolu iş, stres… Bunların hepsi pazarlamacı olmanın bedeliydi. “Oğluma hamile kaldığımda anladım, bu yaşam tarzı hem benim hem de bebeğim için sürdürülebilir değildi” diyen Hatice, “Muğla’ya döndüğümde ise başka bir gerçeklikle karşılaştım. Herkesin düşündüğü gibi köy hayatı tamamen doğal değildi. Toprakta ilaç ve pestisit kullanılıyordu ve bilinçsiz tarım hâlâ yaygındı. Organik ürün bulmak, doğru ve güvenilir gıda temin etmek şehirden çok daha zordu. İşte bu noktada vizyonumu netleştirdim. Sadece kendim için değil, başkaları için de doğru ve temiz ürünlere ulaşmalı, bilinç oluşturmalıydım. Marketlerde satılan katkılı ekmeği, bilinçsizce yapılan tarımı sabırla köylü amcaya, şehirdeki insana anlatmalıydım. Böylece ‘Ata Ağaç’ doğdu. Benim ticari deneyimimle, eşimin bilimsel bilgisini birleştirerek ürünlerimizi geliştirdik” dedi.
“Şu anda Ata Ağaç’ı büyütüyor ve hikâyemizi daha fazla insana ulaştırıyoruz. Ama büyütmekten kastımız sadece satış değil. Zeytin ağacının bilgeliğini, doğal ve temiz ürünlerimizi yaymak, insanlara bilinçli tüketimi göstermek istiyoruz. Daha fazla projeye imza atmak için derneğimiz var. Bu sayede zeytin rotasını genişletmek, bölgedeki kadınları ve üreticileri desteklemek gibi işler yapıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmek için hibe ve desteklere ihtiyaç duyuyoruz. Geçtiğimiz günlerde Muğla’da IPARD projesinden hibe almaya hak kazanan 3 markadan biri olduk. Kendi Ar-Ge merkezimizi kuruyoruz. Bu merkez; ürünlerimizi geliştirmek, yenilikçi formüller üretmek ve Ata Ağaç’ın mirasını gelecek nesillere taşımak için kritik olacak. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan, köklü bir marka yaratmak ve bu mirası hem yurt içinde hem yurt dışında insanlara ulaştırmak.”

‘BİR FİKRİNİZ VARSA HEMEN BAŞLAYIN, ERTELEMEYİN’
Hatice, kendi işini kurmak isteyen kadın girişimcilere de şu tavsiyelerde bulundu: “Öncelikle vizyonunuzu genişletin. Sadece iş fikrini değil, işin etrafındaki fırsatları, eksikleri, insanları görün. Sektörde sizi ileri taşıyacak kişilerle bağlantı kurun, fikirlerinizi paylaşın, cesaret alın. Bir fikriniz varsa, hemen başlayın, ertelemeyin. Çünkü mükemmel zamanı beklemek sadece vakit kaybettirir. Ve en önemlisi, hikâyenize güvenin. Siz neyi, neden ve nasıl yapmak istediğinizi net bilirseniz, etrafınızdaki insanlar da buna inanır. İş kurmak cesaret işi ama doğru vizyon ve bağlantılarla, kadın girişimciler gerçekten fark yaratabilir.”